İçindekiler 12 bölüm
tarihinde yayınlandı, tarihinde güncellendi · Klinik psikolog tarafından gözden geçirildi
Onaylanma ihtiyacı insan ilişkilerinin doğal bir parçası. Görülmek, takdir edilmek ve kabul görmek herkeste var.
Bu yazı o ihtiyacın kendisi hakkında değil, bir noktadan sonra yaşamı belirlemeye başlaması hakkında.
Baştan bir netlik gerekiyor: “onay bağımlılığı” tanı sistemlerinde yer alan bir başlık değil. Gündelik dilde kullanılan bir ifade ve anlattığı örüntü gerçek.
Nerede Sorun Hâline Geliyor
Ayırt edici olan ihtiyacın varlığı değil, dört şey.
Değerin tümüyle dışarıya bağlanması. Kendi değerlendirmesi, dışarıdan gelen tepki gelmeden oluşmuyor.
Sürekli olması. Belirli bir durumda değil, neredeyse her alanda.
Davranışı belirlemesi. Kararlar, kendi isteğine göre değil beklenen tepkiye göre veriliyor.
Bedelinin ağır olması. Kendi ihtiyaçlarından vazgeçmek, taşınamayacak yükleri kabul etmek, kendini kısmak.
Nasıl Görünüyor
Hayır diyememek. En yaygın görünüm. Taşınamayacak talepleri bile kabul etmek.
Sürekli özür dilemek. Gerekli olmayan durumlarda bile.
Kendi görüşünü söylememek. Ortamın görüşüne göre konum almak.
Çatışmadan kaçınmak. Rahatsız eden bir durumu dile getirmemek.
Sürekli geri bildirim aramak. “İyi mi oldu”, “kızdın mı”, “doğru mu yaptım”.
Aşırı açıklama yapmak. Basit bir hayırın uzun gerekçelerle desteklenmesi.
Beğenilmek için kendini değiştirmek. İlgi alanlarını, görünüşünü ya da fikirlerini karşı tarafa göre ayarlamak.
Eleştiriye orantısız tepki. Küçük bir geri bildirimin uzun süre taşınması.
Övgüyü kabul edememek. Bu ters görünüyor ancak sık. Övgü kendi değerlendirmesiyle çelişince reddediliyor.
Nereden Geliyor
Koşullu sevgi. En sık karşılaşılan zemin. Değerin performansa, uyuma ya da başarıya bağlandığı bir ortamda büyümek. Çocuk şunu öğreniyor: koşulsuz değerli değilim, değerimi kazanmalıyım.
Eleştirel bir ortam. Sürekli düzeltilen ve yeterli bulunmayan bir çocuk, dışarıdan onay almadan kendi yargısına güvenemiyor.
Tutarsız ilgi. Bazen yoğun, bazen hiç ilgi gösterilen bir ortam. Öngörülemeyen ilgi, arayışı en çok besleyen yapı.
Duygunun geçersiz kılınması. Kendi hissettiğinin sürekli yanlış bulunması, kişinin kendi değerlendirmesine güvenmemesine yol açıyor.
Kıyaslama. Sürekli başkalarıyla karşılaştırılmak, değeri karşılaştırmalı hâle getiriyor. Bu bağlantıyı çocuklar arasında kıyaslama yapmayın yazısında ele aldım.
Rol yükü. Çocuğun ailede bir işlevi taşımak zorunda kalması. Uyumlu olan, sorun çıkarmayan ya da başarılı olan çocuk rolü.
Akran dışlanması. Özellikle ergenlik döneminde.
Kültürel etkenler. Uyumun ve başkalarının ne düşündüğünün öne çıktığı ortamlar bu eğilimi besliyor.
Döngü Nasıl İşliyor
Bu bölüm, örüntünün neden kendiliğinden düzelmediğini açıklıyor.
Kişi bir onay arıyor. Onay geliyor ve kısa süreli bir rahatlama oluyor.
Sorun bu rahatlamada. Beyin şunu öğreniyor: değerli olduğum bilgisi dışarıdan geldi.
Sonuçta kendi değerlendirmesine güvenme deneyimi hiç oluşmuyor.
Ayrıca gereken onay miktarı zamanla artıyor. Bir onay, bir sonraki güne kadar taşınmıyor.
İkinci bir mekanizma daha var: kişi onay aldıkça, onay alma davranışını sürdürüyor. Uyumlu olmak, hayır dememek ve kendini kısmak işe yarıyor. Bu işe yarama, örüntüyü besliyor.
Uzun vadede biriken şey ise kırgınlık oluyor. Sürekli evet diyen kişi, karşılığında hak ettiğini düşündüğü karşılığı almadığında incinmiş hissediyor. Ancak bunu da dile getiremiyor.
Sosyal Medyanın Rolü
Bu başlık, örüntünün son yıllarda neden yaygınlaştığını açıklıyor.
Onay ölçülebilir hâle geldi. Beğeni ve yorum sayısı, somut bir değer ölçütüne dönüşüyor.
Öngörülemez geri bildirim. Aynı içerik bazen çok karşılık alıyor, bazen almıyor. Bu öngörülemezlik, kontrol etme davranışını besliyor.
Sınırsız karşılaştırma malzemesi. Herkesin en iyi hâlinin gösterildiği bir akışta kendi sıradan yaşamını karşılaştırmak.
Sürekli erişilebilirlik. Onay kontrolü artık gün içinde onlarca kez yapılabiliyor.
Bu alan, örüntüsü olan kişilerde belirgin bir yük ekliyor. Kullanım düzenini ele almak bu nedenle çalışmanın bir parçası oluyor.
İlişkilerdeki Bedeli
Kendini kaybetme. İlişki uzun sürdükçe kişinin kendi tercihleri, arkadaşları ve ilgi alanları silinebiliyor.
Kırgınlık birikimi. Dile getirilmeyen rahatsızlıklar biriktiğinde, sonunda orantısız bir tepkiyle çıkıyor.
Dengesiz ilişkiler. Sürekli veren tarafta olmak, karşı tarafta da bir alışkanlık üretiyor.
Riskli ilişkilerde kalma. Bu, en önemli risk. Onay ihtiyacı belirgin olan kişiler, örseleyici ilişkilerden çıkmakta belirgin biçimde zorlanıyor.
Yakınlığın yüzeysel kalması. Gerçek düşüncesini söyleyemeyen kişi, gerçekten tanınamıyor. Bu, en çok dile getirilen yalnızlık biçimlerinden biri.
İş Yaşamındaki Bedeli
Aşırı yüklenme. Her talebi kabul etmek, taşınamaz bir iş yüküne yol açıyor.
Tükenmişlik.
Görünmezlik. Kendi katkısını dile getirmemek, yetkinliğin fark edilmemesine yol açıyor.
Karar verememe. Onay almadan ilerleyememek, sorumluluk gerektiren rollerde zorlanma üretiyor.
Geri bildirime aşırı tepki. Küçük bir eleştirinin uzun süre taşınması ve performansı etkilemesi.
Neyle İlişkili
Onay ihtiyacı tek başına bir tanı değil ancak birkaç tabloda belirgin bir bileşen.
Düşük özdeğer. En doğrudan ilişkili alan.
Sosyal kaygı bozukluğu. Değerlendirilme korkusu bu tabloda merkezi. Bunu çekingenlikten nasıl kurtulurum yazısında ele aldım.
Bağımlı kişilik örüntüsü. Onay ve bakılma ihtiyacı burada tanımlayıcı özellikler arasında. Bunu bağımlı kişilik bozukluğu nedir yazısında anlattım.
Narsisistik örüntü. Bu, ters görünüyor ancak burada da değer dışarıdan gelen tepkiye bağlı. Aranan şey onay değil hayranlık ve bu fark tepkiyi değiştiriyor.
Depresyon. Değersizlik duygusu bu tabloda merkezi.
Mükemmeliyetçilik. Hata payı bırakmayan bir yaklaşım, sürekli onay ihtiyacı üretiyor.
Döngüyü Kırmak
Onay aramayı kademeli azaltın. Bir kararı kimseye sormadan vermek ve sonucu izlemek. Küçük ve sonuçları düşük kararlardan başlamak.
Kaygıya tahammül edin. Onay almadan ilerlemek ilk başta kaygı üretiyor. Bu kaygının kendiliğinden düştüğünü deneyimlemek, döngüyü kıran şey.
Kendi değerlendirmenizi önce yapın. Bir işi bitirdiğinizde, başkasına sormadan önce kendi değerlendirmenizi yazmak.
Küçük hayırlarla başlayın. Reddetmenin sonuçlarını deneyimlemek. Çoğu durumda korkulan sonuç gerçekleşmiyor.
Açıklamayı kısaltın. Bir hayırın uzun gerekçeye ihtiyacı yok. Kısa tutmak, sınırın tartışmaya açılmasını engelliyor.
Kırgınlığı erken söyleyin. Biriktirilmeden dile getirilen bir rahatsızlık, aylar sonra patlayan bir tepkiden çok daha az yıpratıyor.
Sosyal medya düzenini ele alın. Kontrol sıklığını azaltmak ve karşılaştırma üreten hesapları sınırlamak.
Kendi ölçütünüzü kurun. Bir işi neye göre iyi bulduğunuzu tanımlamak. Ölçüt dışarıdan geldiğinde, değerlendirme de dışarıya bağlı kalıyor.
Kendi alanınızı geri kurun. İlgi alanları, arkadaşlıklar, kendine ait zaman.
İşe Yaramayanlar
Kendini eleştirmek. “Neden böyleyim” döngüsü, örüntüyü besliyor. Kendine yönelen eleştiri de bir onay arayışı biçimi.
Aniden herkese hayır demek. Sürdürülebilir değil ve genellikle suçlulukla geri dönüyor.
Umursamamaya çalışmak. Bu bir karar değil ve zorlanarak elde edilmiyor.
Onay kaynağını değiştirmek. Bir kişiden alınan onayın yerine bir başkasını koymak, döngüyü değiştirmiyor.
Sosyal medyayı tümüyle bırakmak. Geçici bir rahatlama sağlıyor ancak altta yatan yapıyı değiştirmiyor.
Terapiye Yaklaşımım
Bu başlıkta çalışmayı onay ihtiyacını ortadan kaldırmak üzerine kurmuyorum, çünkü bu ihtiyaç herkeste var ve hedef olarak konduğunda ulaşılamıyor. Odağım onayın hangi boşluğu doldurduğu. Küçük kararlarda onay almadan ilerlemeyi erken deniyoruz, çünkü kendi değerlendirmesine güvenme deneyimi ancak böyle oluşuyor. Kimseden hayır demeyi bir anda öğrenmesini istemiyorum.
Ne Zaman Uzmana Başvurmalı
- Kendi değerinizi tümüyle dışarıdan gelen tepkiye bağladığınızı fark ediyorsanız
- Hayır demekte belirgin biçimde zorlanıyorsanız
- Sürekli aşırı yüklenme ve tükenme yaşıyorsanız
- İlişkilerinizde kendinizi kaybettiğinizi düşünüyorsanız
- Kötü olduğunu bildiğiniz bir ilişkiden çıkamıyorsanız
- Eleştiriye verdiğiniz tepki orantısız geliyorsa
- Sosyal medyada onay kontrolünü durduramıyorsanız
- Tabloya çökkünlük ya da kaygı belirtileri eşlik ediyorsa
Onay olmadan karar veremiyorsanız bu örüntü değiştirilebiliyor. Bireysel terapi sayfasına bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Onay istemek kötü bir şey mi?
Değil. Onaylanma ihtiyacı insan ilişkilerinin doğal bir parçası. Sorun, kendi değerinin tümüyle dışarıdan gelen tepkiye bağlandığı noktada başlıyor.
Bu bir tanı mı?
Değil. Onay bağımlılığı tanı sistemlerinde yer alan bir başlık değil. Ancak sosyal kaygı, bağımlı kişilik örüntüsü ve düşük özdeğer gibi tablolarda belirgin bir bileşen olarak bulunuyor.
Neden hayır diyemiyorum?
Hayır demek, bu örüntüde reddedilme riski taşıyor. Kısa vadede evet demek rahatlatıyor ancak biriken yük zamanla kırgınlık ve tükenme üretiyor.
Sosyal medya bunu artırıyor mu?
Artırıyor. Onayın ölçülebilir hâle gelmesi, beğeni sayısının bir değer ölçütüne dönüşmesine yol açıyor. Ayrıca karşılaştırma için sınırsız malzeme sunuyor.
Özgüvenle ilişkisi ne?
Doğrudan. Kendi değerine dair içeriden bir zemin kuramamış kişi, o zemini dışarıdan almak zorunda kalıyor. Onay ihtiyacı bu boşluğun görünür olan tarafı.
Nasıl azalır?
Onay aramayı kademeli azaltmak ve kendi değerlendirmesine güvenmeyi deneyimlemek. Küçük kararlarda onay almadan ilerlemek, bu çalışmanın en pratik başlangıcı.
Kaynaklar
Bu konuda destek almak ister misiniz?