İçeriğe geç

İnsan İlişkileri ve İletişim Sorunları

İletişim neden bozuluyor? Sorunun genellikle bilgi eksikliği değil örüntü olması, dört yıpratıcı tepki, dinleme ve sınır koyma.

İçindekiler 11 bölüm

tarihinde yayınlandı, tarihinde güncellendi · tarafından gözden geçirildi

İletişim üzerine yazılan çoğu metin ne söylenmesi gerektiğini anlatıyor. Oysa insanların çoğu bunu zaten biliyor.

Sorun genellikle bilgi eksikliği değil. Sorun, duygunun yükseldiği anda devreye giren otomatik tepkinin, bilinen doğru davranıştan daha hızlı olması.

Bu yüzden bu yazı iyi cümleler listelemiyor. Örüntünün nasıl işlediğine ve nerede değiştirilebileceğine odaklanıyor.

Sorun Nerede Başlıyor

Amaç kaymasında. Bir konuşmanın amacı anlaşmak mı, yoksa haklı çıkmak mı. Bu iki amaç aynı anda taşınamıyor ve çoğu tartışma ikincisine kayıyor.

Zamanlamada. Duygu yüksekken yapılan konuşmalar sonuç üretmiyor. Bu, ilgisizlikten değil. Yoğun duygu anında düşünmeyi sağlayan sistemler geri planda kalıyor.

Açılışta. Bir konuşmanın nasıl başladığı, nasıl biteceğini büyük ölçüde belirliyor. Suçlamayla açılan bir konuşma neredeyse her zaman savunmayla karşılanıyor.

Konunun genişlemesinde. Bir konuyla başlayıp on konuya yayılan tartışma çözümsüz kalıyor.

Varsayımlarda. Karşı tarafın niyeti hakkında yapılan tahminler, çoğu zaman yanlış ve neredeyse her zaman olumsuz yönde.

Dört Yıpratıcı Tepki

Alanyazında ilişkinin gidişini yordayan dört tepki tanımlanıyor. Bunlar tek tek zararsız görünüyor ancak olağanlaştığında ilişkiyi aşındırıyor.

Eleştiri. Davranışa değil kişiliğe yönelmek. “Bugün haber vermedin” ile “sen hep düşüncesizsin” arasındaki fark, karşı tarafın savunmaya geçip geçmeyeceğini belirliyor.

Savunma. Her geri bildirime karşılık vermek ve hiçbirini almamak. Savunmanın en yaygın biçimi karşı suçlama.

Küçümseme. Alay, aşağılama, gözlerini devirme. En zarar verici olanı bu. Küçümsemenin yerleştiği bir ilişkide onarım belirgin biçimde zorlaşıyor.

Susma ve çekilme. Tartışmadan tümüyle geri çekilmek. Sakinlik gibi görünüyor ancak karşı taraf için terk edilme deneyimine dönüşüyor.

Bu dördünün karşıtları da tanımlı: şikâyeti kişiliğe değil davranışa yöneltmek, sorumluluğun bir kısmını almak, saygıyı korumak ve çekilmek yerine mola istemek.

Mola Kavramı

Bu, en pratik araçlardan biri ve çoğu kişi bilmiyor.

Duygu belirli bir eşiği geçtiğinde konuşma verimli olmaktan çıkıyor. Bu noktada devam etmek yalnızca söylenmemesi gereken şeylerin söylenmesini sağlıyor.

İşleyen biçim şu: konuşmayı bırakmak değil, ertelemek.

“Şu an ikimiz de sinirliyiz, yarım saat sonra devam edelim.” Bu cümlenin iki parçası da gerekli. Erteleme süresi belirtilmediğinde, karşı taraf bunu çekilme olarak okuyor.

Molanın sonunda konuya gerçekten dönmek de gerekiyor. Dönülmeyen molalar, susmanın kibar bir biçimine dönüşüyor.

Dinleme

Dinleme, iletişimin en çok konuşulan ve en az uygulanan tarafı.

Cevap hazırlamadan dinlemek. Çoğu kişi dinlerken cevabını kuruyor. Bu durumda söylenenin yarısı kaçıyor.

Anladığınızı göstermek. Katılmak zorunda değilsiniz. Ancak anladığınızı göstermek tartışmanın sıcaklığını belirgin biçimde düşürüyor.

Hemen çözüm önermemek. Bir sorun anlatan kişi çoğu zaman çözüm istemiyor. Hemen verilen öneri, konuşmayı kapatıyor ve “bunu zaten çözebilirdin” mesajı taşıyor.

Duyguyu geçersiz kılmamak. “Ne var bunda”, “abartma”, “boş ver” cümleleri iyi niyetle söyleniyor ve konuşmayı bitiriyor.

Sessizliğe izin vermek. Boşluğu hemen doldurmak, karşı tarafın düşünmesini engelliyor.

Kendini İfade Etme

Kendi hissinizden söz edin. “Sen beni hiç önemsemiyorsun” bir suçlama. “Haber vermeden geç kaldığında endişeleniyorum” bir bilgi. İkincisi savunma üretmiyor.

Somut olun. “Hep”, “asla”, “her zaman” gibi genellemeler karşı tarafı tartışmanın içeriğinden uzaklaştırıyor ve genellemeyi çürütmeye yönlendiriyor.

Ne istediğinizi söyleyin. Şikâyet, ne istendiğini söylemiyor. “Rahatsızım” ile “geç kalacaksan bir mesaj atmanı istiyorum” arasında büyük fark var.

Tek konuda kalın. Geçmişin açılması, tartışmayı çözümsüz hâle getiriyor.

Zamanlamayı seçin. Yorgunken, açken ya da kapıdan yeni girildiğinde açılan konuşmalar çoğu zaman kötü bitiyor.

Sınır Koymak

Bu başlık iletişim sorunlarının önemli bir bölümünü açıklıyor.

Sınırı olmayan ilişkilerde kırgınlık birikiyor. Biriken kırgınlık ise ya patlama ya da sessiz bir geri çekilme olarak ortaya çıkıyor.

Sınır bir ceza değil. Karşı tarafı cezalandırmak için değil, kendi taşıyabileceğinizi belirtmek için konuyor.

Net olmalı. “Biraz daha dikkatli ol” bir sınır değil. “Bu konuyu ailemin yanında konuşmanı istemiyorum” bir sınır.

Tutarlı olmalı. Bir kez konup sonra uygulanmayan sınır, sınır olmaktan çıkıyor.

Açıklama borcu yok. Uzun gerekçelendirmeler, sınırı tartışmaya açıyor.

Suçluluk beklenen bir tepki. Özellikle sınır koymaya alışkın olmayan kişilerde. Suçluluk duymak, sınırın yanlış olduğu anlamına gelmiyor.

Sınır koymanın en zor olduğu ilişkiler genellikle aile ilişkileri oluyor.

Aynı Tartışmanın Tekrarı

Bu, en sık dile getirilen yakınmalardan biri.

Görünen konu değişiyor ancak tartışma aynı kalıyor. Bu, tartışmanın gerçek konusunun görünen konu olmadığını gösteriyor.

Altta çoğu zaman şunlardan biri bulunuyor: değer görmediğini hissetmek, kararın kime ait olduğu, adalet duygusu, güven ya da yalnız bırakılma.

Bu başlık konuşulmadıkça tartışma farklı kılıklarda tekrarlıyor.

Fark etmenin pratik yolu şu soru: bu tartışmayı kazansam ne değişecek. Cevap “hiçbir şey” ise asıl konu başka bir yerde.

İş ve Arkadaşlık İlişkilerinde

Bu ilkelerin çoğu yakın ilişkiler dışında da geçerli ancak birkaç fark var.

İş ilişkilerinde duygu ifadesi daha sınırlı ve sınır koymak daha zor. Burada işlevsel olan, talebi somut ve iş üzerinden kurmak.

Arkadaşlıklarda kırgınlıklar daha sık konuşulmadan bırakılıyor. Bu, ilişkinin sessizce sönmesine yol açıyor. Konuşulan bir kırgınlık, konuşulmayanın aksine onarılabiliyor.

Aile ilişkilerinde en zorlayıcı başlık sınır. Uzun süredir yerleşmiş rollerin değiştirilmesi direnç üretiyor ve bu direnç beklenen bir şey.

Karşı Taraf Değişmiyorsa

Bu, gerçekçi olarak ele alınması gereken bir başlık.

İletişim iki kişilik bir şey ancak değişim tek taraflı başlayabiliyor. Bir kişinin kendi tepkisini değiştirmesi, döngünün tamamını etkileyebiliyor.

Buna karşılık bir sınır da var. Karşı taraf hiçbir şekilde katılmıyorsa, tek taraflı çaba zamanla tükenme üretiyor.

Bu noktada soru şu hâle geliyor: bu ilişkide neyi kabul edebiliyorum ve neyi kabul edemiyorum.

Aşağılama, sürekli değersizleştirme ve tehdit bulunan ilişkilerde ise konu iletişim becerisi olmaktan çıkıyor. Bu tabloyu toksik ilişki nedir yazısında ayrıca ele aldım.

Terapiye Yaklaşımım

Bu başlıkta çalışma iyi cümleler öğretmekle bitmiyor, çünkü çoğu kişi ne söylemesi gerektiğini zaten biliyor. Odağım duygunun yükseldiği anda devreye giren otomatik tepkiyi görünür kılmak. Kendi payını fark etmeyi erken ele alıyorum. Kimseden her tartışmadan kaçınmasını istemiyorum, hedef tartışmanın olmaması değil onarılabilir olması.

Ne Zaman Uzmana Başvurmalı

  • Aynı tartışma aylardır sonuçlanmadan tekrarlıyorsa
  • Konuşmalar sürekli hakarete ya da aşağılamaya dönüyorsa
  • Evde günlerce süren sessizlik dönemleri yaşanıyorsa
  • Sınır koymakta belirgin biçimde zorlanıyorsanız
  • İlişkileriniz benzer bir örüntüyle tekrar tekrar bozuluyorsa
  • Sosyal ortamlarda kendinizi ifade edemiyorsanız
  • İlişkideki gerginlik uykunuzu ve genel durumunuzu etkiliyorsa
  • İlişkide tehdit ya da şiddet varsa, bu durumda öncelik güvenlik

Aynı sorun farklı ilişkilerde tekrarlıyorsa ortak nokta siz olabilirsiniz; bu kötü bir haber değil, üzerine çalışılabilir demek. Bireysel terapi sayfasına bakabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

İletişim sorunu neden düzelmiyor?

Çoğu kişide sorun bilgi eksikliği değil. Ne söylenmesi gerektiği biliniyor ancak o an devreye giren otomatik tepki daha hızlı. Değişmesi gereken şey bilgi değil, tepki örüntüsü.

Karşımdaki dinlemiyorsa ne yapmalıyım?

Dinlenmemenin en yaygın nedeni, konuşmanın suçlamayla başlaması. Suçlanan kişi savunmaya geçiyor ve savunmadayken dinleme kapanıyor. Açılış cümlesini değiştirmek çoğu zaman en büyük farkı yaratıyor.

Sınır koymak bencillik mi?

Değil. Sınır, ilişkiyi bitiren değil sürdüren şey. Sınırı olmayan ilişkilerde biriken kırgınlık zamanla öfkeye ve geri çekilmeye dönüşüyor.

Zor bir konuyu nasıl açarım?

Zamanlama, açılış cümlesi ve tek konuda kalmak belirleyici. Duygu yüksekken açılan konuşmalar sonuç üretmiyor. 'Sen' ile başlayan cümleler yerine kendi hissinizden söz etmek işe yarıyor.

Sürekli aynı tartışmayı yaşıyoruz, neden?

Görünen konu genellikle asıl konu değil. Aynı tartışmanın farklı başlıklarla tekrarlaması, altta konuşulmamış bir başlığın bulunduğunu gösteriyor.

İletişim becerileri öğrenilebilir mi?

Öğrenilebiliyor. Ancak bilgi tek başına yetmiyor. Beceriler yalnızca sakin anlarda değil, duygunun yükseldiği anlarda uygulandığında yerleşiyor.

Kaynaklar

  1. Gottman JM, İlişkilerde çatışma ve iletişim örüntüleri
  2. Amerikan Psikoloji Derneği APA, Relationships (yeni sekmede açılır)
  3. Rosenberg MB, Şiddetsiz iletişim yaklaşımı
  4. Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü NIMH, Mental Health Information (yeni sekmede açılır)

Bu konuda destek almak ister misiniz?

Bu konudaki tüm yazılar İş ve Performans 27 yazı

İlgili yazılar