Bazen bir ses duyarsınız; adınızla seslenmiştir biri. Oysa etrafınızda kimse yoktur. Ya da gözünüzün ucuyla geçen bir gölge… Kalbiniz hızlanır, zihniniz karışır. Bu yaşadığınız bir hayal mi, yoksa gerçekliğin incecik çizgisinde bir sapma mı? İşte halüsinasyon tam da bu çizgide doğar. Görünmeyeni görmek, işitilmeyeni duymak ya da hissedilmeyeni hissetmek… Beynin algıyı yeniden yazdığı, gerçekliğe ait olmayan deneyimleri size “gerçekmiş” gibi sunduğu karmaşık bir psikolojik durumdur.

Halüsinasyon ile Sanrı Arasındaki Fark Nedir?

Günlük yaşamda sıkça karıştırılan iki kavram vardır: halüsinasyon ve sanrı. Her ikisi de gerçeği farklı şekillerde çarpıtsa da, özlerinde bambaşka zihinsel süreçleri temsil ederler.

Halüsinasyon, herhangi bir dışsal uyaran olmadan bir algının yaşanmasıdır. Yani aslında olmayan bir sesi duymak, var olmayan bir cismi görmek ya da dokunulmamışken dokunulmuş gibi hissetmek. Beyin, dış dünyadan veri almadan bir “duyusal sahne” üretir.

Sanrı ise düşünce düzeyinde ortaya çıkar. Gerçekte var olmayan ama kişinin mutlak doğru olduğuna inandığı, sorgulanamayan yanlış inançlardır. Örneğin birinin sizi zehirlediğine inanmak ya da tüm telefonların sizi dinlediğini düşünmek gibi.

Kısaca ifade etmek gerekirse, halüsinasyon bir “algı yanılması”, sanrı ise bir “inanç yanılması”dır. Birinde olmayanı görürsünüz, diğerinde olmayanı kesin olarak doğru kabul edersiniz.

Psikiyatride Halüsinasyonun Rolü

Halüsinasyonlar psikiyatri dünyasında yalnızca bir belirti değil, aynı zamanda bireyin iç dünyasına açılan güçlü bir penceredir. Özellikle psikotik bozukluklar grubunda yer alan rahatsızlıklarda halüsinasyonlar oldukça belirgindir.
Örneğin şizofreni hastalarının büyük kısmı işitsel halüsinasyonlar yaşar; çoğu zaman tanıdık olmayan sesler, komutlar ya da eleştirel ifadeler duyulur.

Ancak halüsinasyon yalnızca psikozla sınırlı değildir. Parkinson, Alzheimer, migren, epilepsi, yüksek ateş, uykusuzluk, yoğun stres gibi çok çeşitli durumlar da halüsinatif deneyimlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Hatta çocuklarda yüksek ateş sırasında geçici halüsinasyonlar görülebilir.

Bu durum, beynin bir tür sinyal sapması yaşadığını gösterir. Dış dünya ile sinir sistemi arasında kurulan doğal bağ bozulduğunda, algılar içsel bir kaynağa yönelir ve gerçek olmayan sahneler üretir. Bu yüzden halüsinasyon, bazen bir hastalığın işaretiyken bazen bir uyarıdır: “Zihnin artık dayanma sınırında.”

Yaygın Halüsinasyon Türleri

Halüsinasyonlar yalnızca “bir şeyler görmek” ile sınırlı değildir. Duyularımızın tümü bu deneyime dâhil olabilir. En sık rastlanan halüsinasyon türleri şunlardır:

  • İşitsel Halüsinasyonlar: Kişi, dışarıda bir ses olmamasına rağmen konuşmalar, fısıltılar ya da emirler duyar. Genellikle psikotik bozukluklarda görülür.
  • Görsel Halüsinasyonlar: Var olmayan kişileri, hayvanları, objeleri ya da şekilleri görmek. Nörolojik hastalıklarda sıkça karşımıza çıkar.
  • Taktik Halüsinasyonlar: Vücutta yanma, kaşınma, böcek dolaşıyormuş gibi hisler. Çoğunlukla ciltte bir etken yoktur.
  • Olfaktörel Halüsinasyonlar: Kişi ortada koku yokken yanık, çürük ya da keskin kokular hisseder.
  • Gustatorik Halüsinasyonlar: Ağza gelen metalik, tuhaf ya da bozulmuş tatlar.
  • Kinestetik Halüsinasyonlar: Bedenin uzadığı, döndüğü ya da hareket ettiği hissi.

Her halüsinasyon kişiye özeldir ve içerdiği duyusal tür, altta yatan neden hakkında önemli ipuçları sunabilir. İşte bu yüzden psikologlar ve psikiyatristler, yalnızca “ne görüldüğü” ile değil, “ne zaman ve nasıl hissedildiği” ile de ilgilenirler.

Halüsinasyonlar ve Gerçeklik Algısı

Halüsinasyonlar yalnızca birer semptom değildir; aynı zamanda insan zihninin gerçekliği nasıl işlediğine dair güçlü bir ipucu sunar. Zihnimiz, algılar yoluyla bir dünya inşa eder. Ancak bazen bu dünya, gerçekliğin dışına taşabilir. Peki bu durumda “gerçek” olan nedir?

Bazen kişi, yaşadığı halüsinasyonu son derece inandırıcı biçimde kabul eder. Gördüğü şey o kadar gerçekçidir ki, zihni onu sorgulamaya bile ihtiyaç duymaz. İşte bu noktada beyin, duyusal veriyi değil, içsel kodlarını esas alır. Gerçeklik, yalnızca “dış dünya”ya bağlı değil; beynin onu nasıl yorumladığına da dayanır.

Halüsinasyonlar, bu anlamda, yalnızca hastalıklı bir işaret değil, aynı zamanda algının kırılganlığını da gösterir. Beyin, bazen dış dünyayı değil, iç dünyayı referans alır. Bu durum, bizi gerçekliğin ne kadar öznel olabileceği gerçeğiyle yüzleştirir.

Halüsinasyonlar Hangi Durumlarda Ciddiye Alınmalıdır?

Her halüsinasyon klinik bir hastalığın habercisi değildir. Uzun süre uykusuz kalan birinin geçici halüsinasyonlar yaşaması olağandışı değildir. Yüksek stres ya da travmatik bir olay sonrası da benzer deneyimler yaşanabilir.

Ancak aşağıdaki durumlar halüsinasyonların tıbbi açıdan değerlendirilmesi gerektiğini gösterir:

  • Halüsinasyonlar tekrarlayıcı ve yoğun hale gelmişse,
  • Kişi, gördüklerinin gerçek olmadığını fark edemiyorsa,
  • Duyulan sesler tehditkâr, yönlendirici ya da zarar verici nitelikteyse,
  • Halüsinasyonlar sosyal ilişkileri ve günlük işlevselliği bozuyorsa.

Bu gibi durumlarda profesyonel bir değerlendirme şarttır. Psikiyatrist ve psikolog iş birliğiyle yürütülen tedavi süreci; ilaç tedavisi, psikoterapi ve yaşam düzenlemeleriyle birlikte ilerler. En önemlisi ise kişinin yaşadığı şeyin “anormal” değil, “anlamlandırılması gereken” bir deneyim olduğunu bilmesidir.

Randevual
Randevu - Psikolog Mehmet Cem Yiğit | İstanbul Uzman Klinik Psikolog

Halüsinasyonlar, sadece bir zihinsel sapma değil, aynı zamanda insanın “kırılgan gerçeklik” içinde varoluşunu anlatan güçlü metaforlardır. Her halüsinasyon, beynin nasıl çalıştığına değil, aynı zamanda zihnin sınırlarının nerede başladığına dair ipuçları taşır.

Bazen gördüğümüz şey, gerçekten orada olduğu için değil, zihnimizin ona ihtiyaç duyduğu için vardır.

Belki de en çok bu yüzden, halüsinasyonlar sadece bir klinik tanı değil, aynı zamanda insan olmanın gizemli ve derin bir parçasıdır.

author-avatar

Mehmet Cem Yiğit Hakkında

Lisans eğitimini 2016 yılında İzmir Yaşar Üniversitesi’nde tamamlayan Mehmet Cem Yiğit, yüksek lisans eğitimini 2016 – 2018 yılları arasında İstanbul Üsküdar Üniversitesi’nde tamamladı. Yüksek lisansını “Bireylerde Benlik Saygısı ve Cinsel Özyeterlilik İlişkisinde Bilişsel Çarpıtmaların Rolü” başlığıyla tamamlayan Mehmet Cem Yiğit, kurucusu olduğu MCS Psikoloji şirketinde danışanlarına hizmet vermektedir. Devamı için tıklayınız.