İçeriğe geç

Kişilik Bozukluğu Genetik mi? Geçer mi?

Kişilik bozukluklarında kalıtım ne kadar rol oynuyor? İkiz çalışmaları, aktarılan şeyin ne olduğu ve ailede öykü varsa risk.

İçindekiler 9 bölüm

tarihinde yayınlandı, tarihinde güncellendi · tarafından gözden geçirildi

Bu soru genellikle iki farklı kaygıyla soruluyor.

Bir grup kişi kendi tanısını aldıktan sonra çocuğuna geçip geçmeyeceğini soruyor. Bir grup ise ailesinde bir tablo bulunduğu için kendi riskini merak ediyor.

İkisi için de baştan söylenmesi gereken şey aynı: aktarılan şey bozukluğun kendisi değil, bir yatkınlık.

Kalıtım Ne Kadar Rol Oynuyor

Bu alandaki bilgi büyük ölçüde ikiz ve aile çalışmalarından geliyor.

Genel bulgu şu: kişilik bozukluklarında belirli bir kalıtsal bileşen var. Ancak bu bileşen, tabloyu tek başına açıklamıyor.

Çalışmalarda kalıtımın payı tablodan tabloya değişiyor. Bazı örüntülerde daha belirgin, bazılarında daha düşük.

Geriye kalan pay çevresel etkenlere ait ve burada önemli bir ayrıntı var: çevresel etkenlerin büyük bölümü, aynı ailede büyüyen kardeşlerin bile paylaşmadığı bireysel deneyimlerden oluşuyor.

Bu, aynı evde büyüyen iki kardeşin neden farklı yerlere gidebildiğini açıklıyor.

Aktarılan Şey Ne

Bu, sorunun asıl cevabı.

Kalıtımla aktarılan şey bir tanı değil. Aktarılan şey mizaç düzeyindeki eğilimler.

Duygusal tepkinin şiddeti. Duyguların ne kadar hızlı yükseldiği ve ne kadar sürede yatıştığı.

Dürtüsellik. Sonucu tartmadan hareket etme eğilimi.

Yeni durumlara uyum. Değişime karşı tepki.

Kaygıya yatkınlık.

Ödül ve heyecan arayışı.

Bu eğilimler kendi başına bir bozukluk değil. Aynı eğilimler, uygun bir ortamda güçlü yanlara dönüşebiliyor.

Duygusal tepkisi yoğun olan bir kişi, aynı zamanda başkalarının duygularını iyi okuyan bir kişi olabiliyor. Heyecan arayışı yüksek olan biri, girişken ve cesur olabiliyor.

Belirleyici olan eğilimin kendisi değil, karşılandığı ortam.

Ailede Öykü Varsa

Risk genel nüfusa göre yüksek. Ancak bu bir kesinlik değil.

Ailede öykü bulunan kişilerin büyük bölümünde tablo gelişmiyor.

Ayrıca aile içindeki aktarımın bir bölümü genetik değil, öğrenilmiş.

Bu ayrım önemli. Bir çocuk, ebeveyninde gördüğü tepki biçimini de öğreniyor. Duyguların bağırarak ifade edildiği ya da hiç ifade edilmediği bir evde büyümek, kalıtımdan bağımsız bir etki üretiyor.

Bu, aile öyküsü bulunan kişilerde iyi bir haber: aktarımın öğrenilmiş bölümü üzerinde doğrudan çalışılabiliyor.

Çocuğuma Geçer mi

Bu soru en çok, tanı almış ebeveynler tarafından soruluyor ve arkasında ciddi bir suçluluk taşıyor.

Yatkınlık değiştirilemiyor. Ancak zemin etkilenebiliyor ve zemin en az yatkınlık kadar belirleyici.

Koruyucu etkenler tanımlanmış durumda.

Öngörülebilir bir düzen. Aynı davranışa her seferinde benzer tepki verilmesi.

Duyguların adlandırılabildiği bir ortam. Duygusunu tanıyan ve ifade edebilen çocuk, onu davranışa dökmek zorunda kalmıyor.

Duygunun geçersiz kılınmaması. “Ne var bunda”, “abartma” gibi tepkilerin yerine duygunun kabul edilmesi.

Tutarlı sınırlar.

En az bir güvenilir yetişkin ilişkisi. Bu, alanyazındaki en güçlü koruyucu etken ve ebeveyn olmak zorunda değil.

Ebeveynin kendi tedavisini sürdürmesi. Bu, çocuğa yapılan dolaylı değil doğrudan bir katkı. Tedavi altındaki bir ebeveynin evdeki tepkileri de değişiyor.

Onarım. İlişkideki kopuşların ardından yapılan onarım, hiç kopuş yaşanmamasından daha öğretici.

Mizaç ile ortam arasındaki uyum burada da geçerli. Duyguları yoğun bir çocuk, o duyguların düzenlenmesine yardım edildiği bir ortamda farklı bir yere gidiyor.

Geçer mi

Bu soru, tabloyla ilgili en umut verici bilgiyi içeriyor.

Kişilik bozuklukları uzun süre değişmez tablolar olarak ele alındı. Uzun süreli izlem çalışmaları bu görüşü değiştirdi.

Belirtiler zamanla azalıyor. Özellikle dürtüsellik, öfke patlamaları ve kendine zarar verme gibi davranışsal belirtilerde orta yaştan sonra belirgin bir azalma görülüyor.

Bir grupta ölçütler artık karşılanmıyor. İzlem çalışmalarında, tanı almış kişilerin önemli bir bölümünde yıllar içinde tanı ölçütlerinin karşılanmadığı bildiriliyor.

Bazı alanlar daha kalıcı. İlişki kurma ve sürdürmedeki güçlükler, davranışsal belirtiler azalsa bile sürebiliyor. Bu, tedavinin en çok çalıştığı alanlardan biri.

Tedavi seyri hızlandırıyor. Kendiliğinden gelen değişim yıllarla ölçülüyor. Tedaviyle bu süre kısalıyor ve işlevsellikteki iyileşme daha erken sağlanıyor.

Genetikse Tedavi İşe Yarar mı

Bu soru sık soruluyor ve arkasında umutsuzluk taşıyor.

Cevabı net: kalıtsal bir bileşenin bulunması, değişimin mümkün olmadığı anlamına gelmiyor.

Bunun bir örneği var. Boy uzunluğu büyük ölçüde kalıtsal ancak beslenme koşulları sonucu doğrudan etkiliyor. Kalıtım bir aralık belirliyor, çevre o aralık içindeki yeri belirliyor.

Kişilik örüntülerinde de benzer bir işleyiş var. Yatkınlık bir zemin sunuyor, o zemin üzerinde ne kurulacağı deneyime ve çalışmaya bağlı.

Kişilik bozuklukları için etkinliği gösterilmiş psikoterapi yaklaşımları bulunuyor. Süreç diğer tablolara göre daha uzun ancak sonuç alınıyor.

Bu başlığı kişilik bozukluğu tedavi süreci yazısında ayrıntılı ele aldım.

Genetik Açıklamanın Riski

Bu bölümü eklemek gerekiyor.

Kalıtsal bileşenin bilinmesinin bir yararı var: suçluluğu azaltıyor. Tablo bir karakter zayıflığı ya da tümüyle ailenin hatası olarak görülmüyor.

Ancak bir riski de var: değişmezlik inancı üretebiliyor.

“Bu benim genetiğimde var” cümlesi, çalışmayı bırakmanın gerekçesi hâline gelebiliyor.

Oysa yatkınlık bir sonuç değil, bir başlangıç noktası. Bu ayrım, sürecin devam edip etmemesini belirliyor.

Terapiye Yaklaşımım

Bu başlıkta genetik açıklamanın nasıl kullanıldığına dikkat ediyorum, çünkü aynı bilgi bir kişide suçluluğu azaltırken bir diğerinde çalışmayı bırakma gerekçesine dönüşebiliyor. Ebeveyn olarak gelen kişilerde suçluluğu erken ele alıyorum. Kimseye tablonun değişmeyeceğini söylemiyorum, izlem çalışmaları bunun tersini gösteriyor.

Ne Zaman Uzmana Başvurmalı

  • Ailenizde benzer bir örüntü var ve kendinizde de fark ediyorsanız
  • İlişkileriniz farklı kişilerle benzer biçimde sonlanıyorsa
  • Duygularınızı düzenlemekte belirgin biçimde zorlanıyorsanız
  • Ebeveyn olarak çocuğunuza aktarım konusunda kaygılıysanız
  • Daha önce tanı aldınız ancak tedavi sürdürülmediyse
  • Tabloya çökkünlük, kaygı ya da madde kullanımı eşlik ediyorsa
  • Kendine zarar verme davranışı varsa, bu durumda beklemeden başvurmak gerekiyor

Kişilik örüntüleri değişmez değil, yavaş değişiyor. Bireysel terapi sayfasında süreci anlattım.

Sıkça Sorulan Sorular

Kişilik bozukluğu kalıtsal mı?

Kalıtsal bir bileşen var ancak tablo tek başına genetikle açıklanmıyor. İkiz çalışmaları kalıtımın belirli bir pay taşıdığını, çevresel etkenlerin ise en az onun kadar belirleyici olduğunu gösteriyor.

Aktarılan şey tam olarak ne?

Bozukluğun kendisi değil, bir yatkınlık. Duygusal tepkinin şiddeti, dürtüsellik ve yeni durumlara uyum gibi mizaç özellikleri kalıtsal bileşeni en belirgin olanlar.

Ebeveynimde varsa bende de olur mu?

Risk genel nüfusa göre yüksek ancak bu bir kesinlik değil. Ailede öykü bulunan kişilerin büyük bölümünde tablo gelişmiyor.

Çocuğuma geçer mi diye endişeleniyorum, ne yapabilirim?

Yatkınlığı değiştiremiyorsunuz ancak zemini etkileyebiliyorsunuz. Öngörülebilir bir düzen, duyguların adlandırılabildiği bir ortam ve kendi tedavinizi sürdürmek en belirleyici koruyucu etkenler.

Kişilik bozukluğu geçer mi?

Uzun süreli izlem çalışmaları belirtilerin zamanla azaldığını ve bir grupta ölçütlerin artık karşılanmadığını gösteriyor. Özellikle dürtüsellikle giden tablolarda bu değişim daha belirgin.

Genetikse tedavi işe yarar mı?

Yarıyor. Kalıtsal bir bileşenin bulunması, değişimin mümkün olmadığı anlamına gelmiyor. Etkinliği gösterilmiş psikoterapi yaklaşımları bulunuyor.

Kaynaklar

  1. Amerikan Psikiyatri Birliği, DSM-5-TR, Kişilik Bozuklukları, 2022 (yeni sekmede açılır)
  2. Torgersen S, Kişilik bozukluklarında ikiz çalışmaları
  3. Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü NIMH, Personality Disorders (yeni sekmede açılır)
  4. Amerikan Psikoloji Derneği APA, Personality (yeni sekmede açılır)

Bu konuda destek almak ister misiniz?

Bu konudaki tüm yazılar Kişilik Örüntüleri 25 yazı

İlgili yazılar